MEB bir skandala daha imza attı. Kendi ideolojileri için anne-çocuk arasına girmeyi bile mübah sayan dinci zihniyetin son vukuatı, görsellerle algı operasyonu.
Mustafa Mert Bildirici’nin Sembollerle Gericilik isimli yazısını mutlaka okuyunuz.

ABD’nin Kentucky kentinde yaşayan ateist vatandaş Bennie Hart, arabasının plakasına “Ben Tanrıyım” (I’m God) yazdırmak istedi, ancak izin verilmedi. Bunun üzerine Hart’ın davasını üstlenen Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU), “yasağın ABD’de anayasayla güvence altına alınan ifade özgürlüğüne aykırı olduğunu” savundu. Görülen mahkemede, Hart’ın “Tanrıyı Seviyorum” yazanlarla eşit yurttaş olduğu ve “Ben Tanrıyım” plakasının yasaklanmasının düşünce özgürlüğüne aykırı olduğu kararı çıktı ve Hart, 150 bin dolar tazminat kazandı.

Tanrı olduğunu iddia eden bir insana karşı var olduğu iddia edilen Tanrıdan herhangi bir ses çıkmazken, insanlar bir plakadan neden bu kadar rahatsız olmaktadır? Bırakın Tanrılar kendi hesaplarını kendi aralarında görsünler.

Son günlerde Kuran’ın, İncil’in ve Tevrat’ın bazı kesin hükümlerini günümüz şartlarına göre yeniden düzenlemeye çalışan ve sosyal medyada bir anda popüler olan eski Refah Partisi milletvekili, “yeni mesih” Hasan Mezarcı, bu sefer çocuk yaşta evlilik, rızasız evlilik ve kadınların miras payı oranı gibi bazı şeri hükümleri iptal ettiğini açıkladı. Daha önce, zina yapanlara Tevrat’ta verilen recm ve Kuran’da verilen 100 sopa cezalarını da iptal eden Mezarcı, sosyal medyadan genellikle olumlu tepkiler alıyor.

Mezarcı, olumsuz tepkiler ve küfür edenler için de Twitter üzerinden, “Mesih’e yanlış yapan Allah’a yanlış yapmış sayılır! Pislik yapanı engellerim” diyerek aforoz ediyor.

Peki o halde soruyoruz:
Ya Mezarcı gerçek bir peygamber ise?

Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Edebiyat Fak. İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü öğretim üyesi “Prof. Dr.” Bedri Gencer, attığı bir tweet ile, “Allah’ın helal kıldığı yaşta evliliği tecavüz sayarak gayretullahı gücendirdiğimizi” ve çocuk yaşta evliliklerin yasaklanmasının “azap” getireceğini ima etmişti. Daha önce de boşanan kadınların “hafif kadınlar” olduğu imasında bulunan ve bilim insanlığı statüsü tartışmalı olan bu zattın çocuklarla yatağa girmeyi neden teşvik ettiğini anlamakta, daha doğrusu ahlaken sindirmekte zorlanıyoruz. Bir çocukla “evlilik” adı altında ilişki yaşama hayali kuranların üniversitelerde hoca olarak çocuklarımızın karşısına çıkması ise tüylerimizi ürpertiyor. Açıkça çocuk tacizini teşvik eden böylesi söylemlerin hiçbir uygar toplumda yeri olamaz. Bu zihniyette olanların “ahlaksızlıkla” itham ettiği ateistler olarak, tek bir çocuğun bile bir sapığın hayalleri uğruna evlilik adı altında tecavüze maruz kalmaması için en dayanılmaz “azabı” çekmeye razıyız!

MEB’de skandallar bitmiyor. Daha önce öğrencilere zorla din dersi seçtiren Balıkesir Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, şimdi de Balıkesir’deki bir okulda C. isimli öğrenciye, aşağılık duygusunu yenmenin yolu olarak dua etmeyi öneren bir metin okuttuğu kaydedildi. Kamuoyunda tartışma yaratan metinde şu ifadeler yer alıyor:
“Günümüzde kendisini gerçekleştiremeyen insanlarımızın temel sorunlarından bir tanesi aşağılık duygusudur. Oysa ki Allah’a olan inanç, insanlardaki aşağılık duygusunun ortadan kalkmasını sağlar. Allah’a olan inancımızı arttırırsak, bunun kendimize olan güven ve saygıyı arttırdığını görürüz. Dualarınızı gerçekten içinizdeki şüpheleri, korkuları ve aşağılık duygusunu kaldırma amacıyla yapın.”

Bu, her şeyden önce gizliden gizliye nefret mesajı içeren bir metindir (dua etmeyenlerin aşağılık kompleksi olduğu önermesini içermektedir) ve bu suçun çocuklar üzerinden işleniyor olması işin daha da vahim yönüdür.

Dua kelimesinin TDK’daki sözlük anlamı, “Tanrı’ya yalvarma, yakarış için söylenen dinî metin”dir. İnançlı bireylerin, aşağılık duygusundan arınarak KUL değil BİREY olmayı seçmiş inançsız kesime yönelttiği bu hakarette, şüphesiz düşünen insanlar için alınacak büyük bir ibret vardır.

İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü tarafından kurumlara gönderilen yazıda, sağlık personelinin kılık ve kıyafetinin “edep, adap ve inanca göre uygun şekillerde uyarlanması” talimatı verildi. Dinsel gericiliğin ve laikliğe aykırı uygulamaların artık fütursuzca sergilendiği ülkemizde böyle haberlere alışmış olsak da onları kanıksamayacağız!

Sosyal bir devlette ücretsiz olması gereken temel sağlık hizmetinin adeta özele dönüştürülen sözde devlet hastanelerinde ücret karşılığında veriliyor olması, sağlık çalışanlarının ve hastaların yaşadığı sıkıntılar, üniversite öğrencilerinin yemekhane ücretleriyle ilgili sıkıntılar vb sorunlar varken, İl Sağlık Müdürlüğünün çalışanların kılık kıyafetini kendi ideolojisine uydurma çabasını yansıtan bu talimatlar durumun vahametini ortaya koymaktadır.

Habere göre, Osmaniye’de çiftçilik yapan İsmail Kaya, tarlada cin gördüğünü söyleyerek etrafa 15 el rastgele ateş açtı; sonra tabancasını yeniden doldurmak üzere eve döndü ve kahvaltı hazırlayan kızını öldürdü. “Teslim olmaya geldim. Ben bir adam öldürdüm. Ama o bir cindi insan kılığına girmiş” diyerek polise teslim oldu. Kızını vurup öldürdüğünü telefondaki bir yakınından öğrenen adamın, “Ben kızımı vurmadım. Benim vurduğum kişi bir adamdı” diyerek suçunu hala kabul etmediği kaydedildi.

Dinler tarafından insan zihnine sokulan cin, melek, şeytan, cadı vb hayali varlıklara inanmak, bilimin ve aklın ışığından mahrum kalmak, insanlık tarihindeki en vahşi ve akıl almaz cinayetlere, işkencelere ve uygulamalara yol açmıştır. Günümüzde özellikle kendi ülkemizde dinlerin karanlığı sürerken, bu tür olayları sık sık duyuyor olmamız şaşırtıcı değildir. Öldürülen iki çocuk annesi kadının acılı ailesine sabırlar dileriz.

Haber kaynağı

Milli Eğitim Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı arasında gerçekleşen protokole göre, Diyanet Çocuk ve Arapça İlim Dergisi, Bakanlığa bağlı okullarda öğretmenlerin yönlendirmesiyle reklam yapıp abone toplayacak. Artık laik cumhuriyet rejimini hiçe saydıklarını Anayasaya aykırı girişimlerinden dolayı biliyoruz. Lakin onlar da şunu bilmeli ki, biz çocuklarımızı dinlerin karanlığından uzakta, aklın ve bilimin ışığında, dindar veya dinsiz tüm insanlara saygı ve sevgi duyacak şekilde yetiştirecek; yobazlığı ve hoşgörüsüzlüğü yayan dergilerinizi de evlerimize sokmayacağız!

Junaid Hafeez yıllar önce ABD’ye eğitim için gitti ve kendi ülkesine profesör olarak hizmet etmek için Pakistan’a dönmeye karar verdi. Daha sonra internette “Muhammed peygambere hakaret etmekle” suçlandı ve 7 yıl hücre hapsinde tutuldu. Bu süre zarfında avukatı öldürüldü, babasının işi ve iş ilişkileri yok edildi ve 23 Aralık 2019 tarihinde ÖLÜM cezasına çarptırıldı. Yüksek mahkeme yerel mahkemenin cezasını onaylarsa, Prof. Junaid Hafeez boynundan asılmak suretiyle idam edilecektir. Ülkemizin de yavaş yavaş yol aldığı yönü gözler önüne seren bu insanlık ayıbını derin bir kaygı ve hüzünle izliyoruz.

Geçtiğimiz günlerde Kamu Gözetimi Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulu’nun (KGK) İslami faizsiz finans kuruluşlarının denetimi için hazırladığı kararlar, T.C. 30978 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış; genelge ayetlere, hadislere ve fıkhi (İslam hukuk kuralı) hükümlere bağlanmış; “denetçilerin Allah-u Teala’dan korkmaları ve fıkıh kurallarına uygun davranmaları” gibi ifadelerle, etik kurallar dini temellere dayandırılmıştı.

Bu kararlar, şeriat hükümlerinin uygulamaya konduğunun apaçık kanıtıdır. Anayasasında laik olan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tüm değerlerine aykırıdır. Müslüman olmayan vatandaşların haklarını ayaklar altına alan, zaten kutuplaştırılmış toplumu daha da ayrıştırmayı amaçlayan, hukukun tarafsızlığını yok eden, laik cumhuriyete resmen meydan okuyan ve uluslararası anlaşmaları yok sayan bu uygulamaya karşı tepki veren, yargı yoluna başvuran tüm sivil toplum örgütlerinin, meslek odası ve sendikaların destekçisi olduğumuzu kamuoyuna duyururuz.

Bunlar Ateist! adlı programımıza canlı yayın konuğu olarak katılan Ankara Barosu avukatlarından Sayın Mehmet Türkaslan’ın konuyla ilgili açıklamalarını dinlemek için tıklayınız.