Bir yandan corona, diğer yandan en az onun kadar tehlikeli olan cehalet virüsünden bahsediyoruz. 

Saadet Partisi Genel İdare Kurulu üyesi ve Milli Gazete yazarlarından İ. Hakkı Akkiraz, koronavirüsten korunmak için kaçınılması gereken “büyük günahları” sıralayarak “faiz, içki, kumar, israf, zina, eşcinsellik ve materyalist eğitim yasaklanmalı, Spor Toto, Milli Piyango idareleri, domuz çiftlikleri kapatılmalı, içki fabrikalarının faaliyetleri durdurulmalıdır” dedi. Akkiraz, geçmişte de “terörü bitirmek için materyalist eğitimi bitirmek gerektiğini” söylemişti.

Utanmadan o şeytani saydıkları “materyalist eğitimin” üreteceği aşı ve tedavilerden medet uman ve bu tarz açıklamalarla Corona virüsünden bir kıyamet senaryosu devşirmeye çalışan yobaz kesim, bu durumu fırsat bilerek insanların dinsel ve cinsel tercihlerine, kişisel zevklerine saldırmaya devam ediyor. Böyle kimseler kendi yaşam tarzlarıyla uyuşmadıkça (ki o da tartışılır) doğal olan her şeyden nefret etmekte, çünkü kitlelerini ancak bu nefretin bayrağı altında toplayabilmektedir.

Ahlaklı olmak için dine muhtaç olan orta çağ zihniyeti, ahlak adına insanların hayatına müdahale etme cüretini göstererek ahlak düşmanlığının ta kendisini yapıyor. Üstelik toplum sağlığını gözeten bilimsel ve gerçekçi önerilerde bulunmak yerine, birlik içinde bu pandemiyle mücadele edilmesi gereken bir dönemde insanların korkularını nefrete dönüştürerek adeta halk sağlığını tehdit ediyor!

Habertürk TV’de corona virüsün ve salgın hastalıkların tartışıldığı bir programa davet edilen din tüccarı, sözde ilahiyatçı A. R. Demircan, koronavirüs salgınının sebebinin “evlilik dışı ilişki ve eşcinsellik” olduğunu iddia etti.

Umreden dönen bazı uyanıklar karantinadan kaçmak için polise direnirken, Demircan gibi din simsarı uyanıklar da halkın teyakkuzda olduğu böylesine sıkıntılı bir dönemde kirli zihniyetlerini toplum sağlığını tehdit eden asılsız açıklamalarla adeta virüs gibi saçmaya; devletler ve modern tıbbın tüm araçları dünyayı saran coronavirüse çare ararken, bu akıl dışı safsataları üretmeye devam ediyor. 

Programın sunucusu, yayın ilkeleriyle bağdaşmayan beyanlarda bulunulmasından ve yayın esnasında buna gereken tepkinin gösterilememesinden dolayı çok üzgün olduğunu belirtti. Belirtti belirtmesine ama, bu tarz konukların ekranlarda boy gösteriyor olması bile baştan hatalıdır! Böylesi sapkın zihniyetleri bir daha ekranlarda görmemeyi umuyor; halkımızı bir kez daha bilime ve sağduyuya davet ediyor, adeta bir insanlık suçu işleyen bu din tacirlerine kulak asmamalarını öğütlüyoruz.

Kaynak: https://twitter.com/gazeteyolculuk/status/1239625351984287744?s=20

Sağlık Bakanı “2 ay dayanalım havalar ısınınca virüs yok olacak” diyor. Oysa Suudi Arabistan’ın ve umrecilerin durumu ortada. Onların gelişi için bile önlem alınmamışken, ülkemizin Sağlık Bakanı’nın hava durumuna umut bağlaması, ciddiyetsizliğin daniskasıdır. Derhal bilimin sesine kulak verilmeli, “Hasta sayısının bize belirtilen 18 kişiden çok daha fazla olduğuna dair duyum alıyoruz. Sağlık Bakanlığına sesleniyoruz. Krizi beraber yönetelim” diyen Türk Tabipler Birliği ile koordinasyon sağlanmalı, eğlence mekanları ve okullar gibi camiler, cemevleri vb ibadethaneler de kapatılmalıdır.

Diyarbakır Müftü Yardımcısı, Corona virüsünü Allah’tan bir nimet olarak gördüğünü belirtti.

Hastalıkları, günahların affına bir vesile ve insanı Tanrı’ya yaklaştıran bir nimet olarak görmek, asıl bulaşıcı virüstür. Bu ideolojik körlük Corona’dan daha tehlikelidir. Bilim elbette Corona virüsünün tedavisini bulacak ve insanlık bu kötü günleri de atlatacaktır. Ama bu süre zarfında unutulmamalıdır ki asıl korkulması ve korunulması gereken, duayla virüslerden korunulacağını ve bedduayla başkalarına virüs bulaştırabileceğini düşünen bu karanlık zihniyettir.

Kaynak: https://www.birgun.net/haber/diyarbakir-muftu-yardimcisi-virusu-allah-tan-bir-nimet-olarak-goruyorum-291669

Cübbeli Ahmet olarak bilinen softa, koronavirüs ile ilgili olarak bir açıklama yaparak, virüsten korunmak için edilecek duaları açıklamış ve bu duaları para karşılığı satacak olanları da “virüs bulaşsın inşallah” diyerek lanetlemiş. Softa Ahmet duayla virüsten korunup, bedduayla bulaşmasını sağlayabiliyorsa virüse çözüm bulundu demektir (!) 2020 yılında Türkiye’yi getirdikleri nokta burasıdır. Bilimin hurafe, hurafelerin de bilim yerine konduğu günümüz Türkiye’sinde umalım da bu küresel salgın en az hasarla geçip gitsin.

Dünya corona virüsten korunmanın yollarını ararken, bilim insanları küresel bir salgına dönüşen Covit19’a aşı üretmek için çırpınıp dururken, MHP Manisa İl Başkan Yrd. Seval Başkesen Twitter hesabı üzerinden akıl almaz bir iddiada bulundu.

Abdestli kişilere koronavirüs bulaşmayacağını öne süren Başkesen, “inancın her türlü musibetten koruyacağını” söyleyerek hepimizin içini ferahlattı. Sağolsun.

Okuduğu kitaplarla Türkiye gündemine oturan 10 yaşındaki Atakan için çirkin bile denemeyecek ifadelerde bulunan Erkan Naldemirci isimli şahıs, İstanbul Barosu’nun verdiği şikayet dilekçesiyle gözaltına alındı ve işinden uzaklaştırıldı. Özyeğin Üniversitesi’nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda şu ifadelere yer verildi: “Üniversitemizin ilke ve değerleriyle hiçbir şekilde örtüşmeyen paylaşımlarda adı geçen çalışanın 25 Şubat 2020 tarihinde kurumumuz ile ilişiği derhal kesilmiştir.”
10 yaşında bir çocuk bu ülkedeki yetişkinlerin en az yüzde 60’ından daha zeki ve başarılı olduğunu ispatladığı ve bazı ateist yazarların da kitaplarını okuduğu için “tecavüz edilmek” ile tehdit ediliyor. Fikir üretemeyenlerin cinsel ve fiziksel şiddet üretmeleri nasıl bir ahlaki çöküntü içinde olduğumuzun resmini yeniden gözler önüne seriyor. Birileri ve bir şeyler uğruna ölmeye değil de her şeye rağmen yaşamaya; savaşa değil de barışa ihtiyaç duyduğumuz bu zor günlerde, ülkemizi içinde bulunduğu maddi ve manevi enkazın altından çıkarıp halkımıza parlak ve uygar bir gelecek inşa edecek yeni nesil gençlerimizin bu şekilde tahkir edilmesi, ahlaki ve milli değerlerimize ihanetten başka bir şey değildir.
Savcılıktaki işlemlerinin ardından çıkarıldığı mahkemece adli kontrol şartıyla serbest bırakılan Naldemirci’nin, ufacık bir çocuk üzerinden ortaya koyduğu, nefret söylemi içeren bu zihniyetle sokaklarda serbest gezmesinin bile çocuklarımız ve toplum açısından bir tehdit olduğu açıktır.

Pakistan’ın başkenti İslamabad’ı ziyaret eden Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan, Cuma namazında Pakistanlı “devlet başkanı mevkidaşı” Arif Alvi ile birlikte saf tuttu.

Cuma namazında ise “imam mevkidaşı” Pakistanlı imam tüm Pakistan devlet erkanının önünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a “Siz varken ben imamlık yapamam, namazı siz kıldırın” diye ısrar etti.

Hilafeti geri getirme hayalleri ile yanıp tutuşan bir kitleye hitap eden “Partili Cumhurbaşkanı”mızın mesleki eğitimi ile ön plana çıkması bizleri dünya arenasında bir kez daha gururlandırdı.

Gezi Direnişi’ne yönelik açılan davada İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, “protestoları örgütlemek ve finanse etmekle” suçlanan ve aralarında Osman Kavala, Mücella Yapıcı, Yiğit Aksakoğlu’nun da bulunduğu 16 sanıktan 9’u hakkında beraat kararı verdi.

Osman Kavala, karar sonrasında şu açıklamayı yayımladı (24 Aralık 2019): “Bugün görülen duruşmada, AİHM’in derhal serbest bırakılmam yönündeki kararına ve dinlenen tanıkların, benimle Gezi eylemleri arasında herhangi bir ilişki kurmamış olmalarına rağmen, mahkeme heyetinin tutuklama kararını sürdürmesi benim için çok şaşırtıcı oldu.

Yargının itibarını da zedeleyen bu kararın, bir an evvel düzeltilmesi gerektiğine inanıyorum.

Tutukluluk halimin sürmesinin, yargıdaki hukuksuzlukların ve bunların kaynaklarının daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunacağını ümit ediyorum.

Duruşmaya katılanlara çok teşekkür ederim. Bu benim için büyük bir moral kaynağı oldu.”

Beraat kararı çıktı çıkmasına ama, bunca zaman bunca insana çektirilen acılar ve hukuksuz yargılamalar, hele de sonrasında Kavala’nın 15 Temmuz kapsamında yeniden tutuklanması, ülkemizin “hukuk devleti” statüsünü koruyamadığının apaçık resmidir. Türkiye’nin en önemli halk hareketi olarak tarihe geçen Gezi Direnişi yargılanamaz!

Mücella Yapıcı’nın da dediği gibi: “Gezi, bu ülkenin yüz akıdır, geleceğidir, onurudur. Gezi, kimsenin yönetmediği, kendiliğinden oluşan bir itiraz hareketidir. Gezi’de eğer şiddet varsa o da güvenlik birimlerinin uyguladığı şiddettir. İnsanlarımızı kaybettik, yaralanan gözlerini kaybedenler oldu. Ortada bir Gezi davası varsa o da kaybettiğimiz insanların davalarıdır. Gezi’den korkacaklarına ders çıkarmaları gerekir. Kaybettiğimiz gençlerin mahkemelerinde, polisler ceza almazken 16 kişiyi seçip ağırlaştırılmış müebbet istemeleri akla mantığa sığmaz.

“Ufka Yolculuk” yarışması adı altında ortaokul düzeyindeki çocuklara kaynak olarak gösterilen,tarikatın hazırladığı 200 sayfalık “Edep Mektebi” isimli kitapta, çocuklara tüm yaşamlarını dine göre uyarlamalarını emrediliyor. Kitapta Nakşi şeyhi M. Esad Coşan’ın sözlerine de yer verildi.

Kitapta kız çocuklarının tesettüre girmesi, haftada bir oruç tutulması, uyurken hadislerde belirtilen pozisyonda yatılması, solak insanların sağ elleriyle yemek yemeye çalışmaları gibi “öğütler” yer alıyor. “Anne babanın izni olmadan cihada bile gidilmemesi” gerektiği yazıyor. Hangi tür müziğin dinleneceği ve hangi tür filmlerin izlenmesi gerektiğini de dikte eden kitap, MEB’in izniyle okullara salındı.

Ateizm Derneği olarak MEB’nın bu arsızlığının artık sona ermesini ve çocuklarımızın tarikat şeyhlerinin kirli zihinlerine kurban edilmemesini talep ediyoruz!

Kaynak: http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/egitim/1719055/mebin-izin-verdigi-kitapta-tarikat-propagandasi.html